Kalktım, beyaz çarşaf serili, kıpırdanmaktan kırış kırış olmuş yatağımda oturur vaziyette bir kaç dakika bekledim. Ayağımı hafifçe yere bastım, parlak parkeler ile dolu, hayli soğuk zeminde ayaklarımın buz kesildiğini anladığımda ilk adımımı attım.
Ikinci ve üçüncü derken, oda kapısına vardım. kafamı anlamsızca kaldırdım ve sanki kapının boyunu ölçercesine yukarı aşağı oynattım. Kapının gri metal kolu, Aralık ayının verdiği soğuktan etkilenmiş olacakki, daha ilk dokunuşum ile el ayamın soğukla verdiği mücadeleye tanık oldum. İkinci bir hamle ile kolu kavradım ve aşağı yönde ittim.
Kapı açıldı. Kapı açılmıştı evet ama, sanki kapının dışındaki bu yer bana ait değildi. Kafamı uzattım ve hayatıma şöyle bir baktım. Önce sağa, sonra sola ve sonra tekrar sağa...
Sıradaki adımım daha bir ürkekti. Hol boyunca bir bilinmeze yürüyüp durdum. Sonunun verdiği bu ürkeklik ve korku. Nihayet lavaboya vardım. Elimi aldığı kadar su ile doldurdum. Su soğuktu, çok soğuktu...
Soğuk su ile buluşunca, gözlerim bir anda yuvasına sığmaz oldu. Büyüdü, zaten büyük olan gözlerim, daha da büyüdü. Ufak tefek adımlar ile maviye çalan renkteki halıma basarak salona geçtim. Televizyon açıktı, ölüm haberleri doluydu tüm kanallar. Bir kara parçasına sığmayacak kadar ölü vardı her yerde.
Kendimi tutamadım ayrıldım odadan. Mutfağa doğru yürüdüm. Ellerim titriyordu anlamsızca. Telefonuma yöneldim. Elime aldığımda bir sürü mesaj ve birkaç cevapsız arama. Hiçbiri beklediğim şeyler değildi. Aşkını itiraftan hiçbir zaman utanmayan ve her seferinde şiirler yazan bir adam ve ailemden bir iki mesaj. "İyi misin? Neden cevap vermiyorsun? Abla artık kızıyorum babama cevap ver."
Doğrulup balkona çıktım. Isıtmayan bir güneş duruyor şurada. Hayli soğuk bir hava, göz kapağımı açmakta epey zorlanıyorum. Aralıyorum ve ışığa alışmak için zorluyorum kendimi. Alışıyorum...
Alışıyorum her şeye. Zamanla yazdıklarımdan sıyırıp atıyorum bazı insanları. Daha az yazıyorum. Yine aynı şeyler olacak, ben derdimi dökeceğim ve insanlar apayrı şeyler düşünecek diye daha az yazıyorum. Çok müzik dinliyorum. Eskisinden daha çok. Yeni insanlar tanımıyorum. Tanıdığıma pişman etti hepsi. Kendimi eskisi kadar kapatmayacağım tabiki... Bu düşünce ile balkondan çıkıp, tekrar mutfağa giriş yapıyorum.
Mutfaktan çıkıp defterimi okumak için odama dönüyorum. Her günü o kadar ayrıntılı yazmışım ki. Okuyorum, ilk tanıdığım o günü okuyor ve tekrar tanıyorum onu. Çok ilerisini okumuyorum, ilk tanıştığım günde kalmayı hatta o günde bitip tükenmeyi isterdim.
Kendimi haklı onu haksız gösterdiğim yazılar yazıyormuşum, yazık. Olaya ne alçakça bakıyor. Ben haklı veya haksız aramadan seni yazıyordum halbuki. Ama yeni bir şey öğrendim. Bir daha kimse beni öldüremez bu sebepten. Kimse daha fazla kıramaz. Defterime ne çok kan dökülmüş. En sevdiğim mevsimi ağlayarak tüketip atmışım.
Bu son olsun... 12.12.2016... sadece yazdım...
Yorumlar
Yorum Gönder