Corona-11-Corona Sonrası Müsahipzade’de Oyun İzlemece | E L M A

Corona-11-Corona Sonrası Müsahipzade’de Oyun İzlemece

Corona Sonrası ilk kez iki hafta önce gittim Şehir Tiyatroları’na. Oyun, Üsküdar Müsahipzade Sahnesi’ndeki “Lanet Olası Lanet Kuş”, orijinal adıyla “Stupid F..king Bird’dü. Bu sezon İBB, özel tiyatrolara sahnelerini açtı destek amaçlı. İşte bu oyun da Kadıköy Theatron’un oyunuydu.

Müsahipzade'de Oyun Öncesi
İtiraf edeyim, Müsahipzade’yi ilk kez bu kadar sıcak buldum. Belediyedeki değişim, sahnelere de yansımaya başlamış. Bu havayı hissetmek, ne yalan söyleyeyim içimi ısıttı. Ne mi değişmiş, mesela girişte  eski belediye başkanının kartondan kocaman resmi ve mesajı olurdu. (Sahi neydi önceki başkanın adı, hatırlamıyorum bile… ) Tiyatroya sanat açlığıyla gelmişken, karşımda belediye başkanının kartondan suratını görmek hafifçe gererdi ruhumu. Sonra fuayede otururken bir dergi olurdu masalarda. İçinde “Belediye yol yaptı, köprü yaptı, bi şey bakanı geldi bi yeri açtı bla bla bla…” yazan propagandist yazıların olduğu bir dergiydi bu. Şimdi yine belediyenin dergisi var masalarda. İçinde sanata dair keyifli yazılar, güzel söyleşiler… Bunlar minik detaylar belki ama, insan nefes aldığını hissediyor. Kuşatılmışlık hissinden uzak, daha bir özgür… Ben sevdim tiyatrodaki bu değişimi, umarım daha da güzelleşir her şey.

Bu güzel duygularla açılan sahne kapısından girdik içeriye. Merdivenlerden çıkınca yer gösterme görevlisi ( Tam da bilemedim ne demeli) “Hoş geldiniz, buyurun sizi şöyle alalım” diyerek yerimizi gösterdi. Koltuklarımız tam kapıya yakındı. Her gelene “Hoş geldiniz, buyurun sizi böyle alalım, iyi seyirler…”  diyen bu görevlinin ses tonu, vurguları, vücut dili öylesine öncüydü ki, ister istemez izlemeye başladım. Bu özenli karşılamayla oyunun içine girmiştim bile. Yıllar öncesinin samimiyetinde, Darülbedayi’de oyun izlemeye gelmiş müdavimlerden biriydim sanki. 

Aylardır tiyatro izlemeyi özleyen bünyeme o kadar iyi geldi ki bu atmosfer! "Tiyatro iyileştirir " sloganı boşuna atılmıyordu işte!

 Devam ediyordu görevli kişi:


“Hoş geldiniz, buyurun sizi böyle alalım.”

Bu arada maskesiz birileri giriyordu salona. Onlar yerlerine geçtikten sonra bizim görevli diyafram sesiyle konuşuyordu yine:

“Maskelerinizi burnunuza indirdiğinizi görüyorum, ben her şeyi görürüm, benden bir şey kaçmaz!”

Sanki oyun başlamış gibiydi. İnsan ister istemez gülümsemez mi bu tavra. Bu arada sahnede oyuncuların hepsi pijamalı olarak yerlerini almış, nefis bir şarkı söylüyorlardı. Dediğim gibi sıcacık bir havaydı içeride esen.

Yer gösteren kişi kendi çapında oyun kurmuş ve  belli ki çok eğlenerek yapıyordu bu işi. Diyaframdan çıkan gür sesiyle bıkmadan usanmadan

“Hoş geldiniz, buyurun  buyurun sizi önden ikinci sıraya alıyoruz…” diyordu.

Bir ara bizim önümüzden geçerken dayanamadım:

“Oyun sizinle başladı benim için, keyifle izliyorum” dedim. Gülümseyerek devam etti:

“Zaten tiyatro gişede başlar, yer göstericiyle devam eder, seyirciyle…”

Lafı ağzından aldım; çünkü bu tanımı biliyordum:

“Seyirciyle tamamlanır” dedim. O da zaten aynı şeyi söylüyordu:

“Seyirciyle tamamlanır...” 

Dayanamadım sordum artık:

“Siz oyuncu musunuz?”

“Evet” der gibi oldu ve hızla uzaklaştı. İnsanların duymasını istememişti belki. Bilemiyorum, belki de oyunu bozulsun istememişti. Ama benden de kaçmazdı, o arada yaka kimliğini okuyup ezberlemiştim. Eve gelip araştırdığımda gördüm ki yanılmamışım. Kendisi iyi bir oyunculuk eğitimi almış, film ve dizilerde oynamış, gencecik pırıl pırıl bir sanatçıydı. Eminim bu ruhla çok da güzel yerlerde hep izleyeceğiz kendisini.

 Bunları yazarken bile gülümsüyorum şu an. Çünkü o akşam muhtemelen bir tek ben anladım yer göstericinin aslında oyuncu olduğunu. Kendimle gurur duydum elbette.  Kül yutmam, oyuncuyu konuşmasından anlarım! Şaka bir yana, asıl güzel olan şey; hayatın içinde insanı gülümseten bu sıcak anları yakalayabilme becerisi değil miydi?

Lanet Olası Lanet Kuş’a gelirsek… Çehov’un Martı’sının karamsar, depresif gösterimlerinin parodisi diye özetleniyor oyunun açıklamasında. Orijinal Martı’yı önceden izlemiş olsaydım belki daha derin yorumlayabilirdim bu konuyu. Orijinal Martı’yı bilmeyen biri olarak kendi izlenimimi ileteyim.

Şehir Tiyatrolarında geçen yıllarda gittikçe muhafazakarlaşan, sloganvari oyunları düşününce, bu oyun gerçekten de cesur ve sansürsüz yorumuyla bende olumlu izlenim bıraktı. Canlı müzikler güzeldi, bazı repliklerde güldüm. Ama bana sorarsanız metaforların havada uçuştuğu, yazarın dilini anlamakta zorlandığım, araya anlatıcının girdiği, bu izlediğimiz şeyin bir oyun olduğunu gözümüze sokan metin ve yorumlardan pek de hoşlandığımı söyleyemem. Ben tiyatroda klasik estetikten, güzel repliklerden yanayım sanırım. Evet küfür hayatın içinde varsa elbette tiyatroda da olacak. Ama yerli yerinde olursa... Bu oyundaki küfürleri biraz, nasıl desem “ olmamış” buldum. Anlatıcının sık sık araya girmesiyle dikkatim dağıldı. 

Demem o ki, çok tarzım olmasa da oyun iyiydi, güzeldi, hoşça vakit geçirdim. Emeklerine sağlık herkesin.

Sloganımı atıyor ve gidiyorum şu an,


Tiyatro iyidir, tiyatro iyileştirir. Corona'ya rağmen hem de.

Mutlu pazarlar efendim. 

Yorum Gönder

Daha yeniDaha eski