Medeniyetler Şehri Hatay | E L M A

Medeniyetler Şehri Hatay

 Eski Antakya Sokakları

Eski Antakya Sokakları

Ortak miras olarak kabul edilebilecek bu değerlerin başında, Hatay ilinin nüfus bakımından en büyük ilçesi ve merkezi olan Antakya’nın son 200 yılına tanıklık etmiş tarihi evler bulunuyor. Antakya’nın kendine özgü dar sokaklarını biçimlendiren ve bu sokaklara hayat veren tarihi evler, yüksek bir duvarın arkasına saklanmış avlusunda karşılıyor ziyaretçilerini. Antakya’nın tarihi ve kültürel zenginliğini anlamak için bu evlere yakından bakmak gerekir.

Eski Antakya Sokakları
Eski Antakya Sokakları

Antakya Kalesi

M.Ö.300 yıllarında Büyük İskender’in generallerinden Seleucos I. Nikator tarafından kurulan Antakya kalesi dünyanın önemli yapıları arasında yer alır. Sırasıyla Seleukos’lar Romalılar, Bizanslılar, Haçlılar, Selçuklular ve Osmanlılar tarafından kullanılarak zamanımıza kadar gelebilmiştir. 12 km uzunluğunda olan surların 360 kuleden oluştuğu düşünülmektedir.  Sayısız depremler ve savaşlar sonucunda çok harap olmuştur. Bugün ayakta kalan duvarların büyük bir kısmı M.S.6.yy’da Bizans İmparatoru Justianus tarafından yaptırılmıştır. Kale duvarları; Asi nehrinin kenarından başlayarak Silpius dağları arasında dolanıp Küçükdalyan’da tekrar nehre kavuşmakta idi. Şimdi ancak Silpius dağı (Habib-i Neccar )  üzerindeki kısımları bulunmaktadır. Kalenin, kuzeyde Halep Kapısı (St. Paul), doğuda Demir Kapı, güneyde Şam Kapısı, batıda Köprü kapısı ve kuzeybatıda Köpek Kapısı olmak üzere 5 kapısı vardır.

Kalenin Gece Görüntüsü
Kalenin Gece Görüntüsü


Habib-i Neccar

Habib-i Neccar, Ms. 40 lı yıllarda Antakya’da yaşamıştır. Roma döneminde Antakya halkı putperest olduğu için, Cenab-ı Hak Hz. İsa ‘ya Antakya halkı için iki resul göndermesini emreder. Hz. İsa Antakya halkı için 2 resul, daha sonrada bir resul daha gönderir. Resulların halkı irşada devam etmesine ilk inanan Habib-i Neccar olur. Antakyalılar bu olaya inanmayarak, resulleri taşlayarak öldürmeye karar verirler. Habib-i Neccar uzaklardan koşup gelerek, resullerin doğru söylediklerini ve onlara inanmaları gerektiğini söyler. Burada bulunan putperestler Habib-i Neccar’a bunlar seni kandırmışlar, ya eski dinine dönersin ya da ölürsün şeklinde tehdite başlarlar. Bu müritler dediklerini yaparak Habib-i Neccar’ı öldürürler, Habib-i Neccar’ın şehit edilmesi ile ilgili birçok rivayet vardır.

Bunların en yaygın olanı ve halkın anlattığı olay şöyledir:

Habib-i Neccar’ ın başı Silpiyus dağında ayrılır. Vücuttan ayrılan baş, yuvarlanarak bugün cami ve türbesi bulunan yere gelir (bugün vücudu şehit edildiği mağarada başı ise caminin yanında bulunan türbededir)
Başka bir rivayete göre de, Habib-i Neccar kopan başını koltuğu arasına almış, Kur’andan ayetler okuyarak bir süre dolaşmış ve bugün türbesi bulunan yere kadar gelerek, buraya düşmüştür.

Habib-i Neccar Camii
Habib-i Neccar Camii

 

Habib-i Neccar Dağı
Habib-i Neccar Dağı

İlk kez Hristiyan toplumunun ortaya çıktığı ve Hristiyan adının dünyada ilk kullanıldığı yerdir.  Habib-i  Neccar Dağı’ nın batı yamacında yer alan  Aziz Petrus halk arasında bilinen ismiyle mağara kilisenin ilk Hristiyanlar tarafından kullanılmış ve Hristiyan inancının en eski kilisesi olduğuna inanılır. Hristiyanlık inancının o dönemin büyük metropollerinden olan Antiokheia (Antakya) da MS 40 yılında ilk kez din olarak ortaya çıkması ve bu dine mensup cemaate ilk kez Hristiyan kelimesinin Antiokheia’da kullanılması bu inancın doğruluğunu pekiştirir. St. Pierre Mağara Kilisesi 1963 yılında St. Pierre Kilisesi dünyanın ilk mağara kilisesi olarak papalık tarafından haç yeri olarak ilan edilmiştir.

st pierre kilisesi
St. Pierre Kilisesi


Asi Nehri   

Lübnan’daki Bekaa Vadisi’nin doğu kısmında doğar ve Türkiye Hatay ilinden Akdeniz’e dökülür. Asi Nehri’nin toplam uzunluğu 556 km olup Suriye’de 98 km Türkiye’de 40 km Lübnan’dadır. 52 km’si Türkiye-Suriye sınırını oluşturur. Arapçada “muhalif, ters” anlamına gelen “Asi” isminin nehre verilmesinin nedeni ise, Lübnan’ın diğer nehirlerine göre ters yönde akmasıdır. Bunun nedeni ise, Lübnan’ın orta kesimindeki arazi yapısına karşılık, Batı Bekaa Vadisi Bölgesi’nin alçakta yer almasıdır.Türkiye’de ters akan nehir olarak kabul edilmesinin nedeni de hemen hemen aynıdır. Asi’nin geldiği yer olan Amik Ovası alçak bir sahayken akımyönü (Samadağ Yönü) yüksektir. Asi Nehri’nin alçak olan taraftan yüksek olan tarafa doğru aktığı düşünülür ki doğrudur. Ancak nehir yüksek arazi içinde açılmış bir boğazdan yani aslında aşağıdan akar.

 

Asi Nehri Köprü Başı
Asi Nehri Köprü Başı

Kuzey Tepe

Lezzet durağından bahsetmeden geçmeyelim. Gerçi Hatay ’ın hangi ilçesinden bahsetsek bir lezzet durağı muhakkak bizleri karşılıyor. Bunlarında bazılarını ben sizlerle paylayaşayım, diğer kalan azınlık kısmını da sizlerin keşfine bırakayım.

Restoranları ile meşhur olan “Kuzey Tepe” Hatay ’a özgü yemek çeşitlerinin bulunduğu birkaç yerden biridir ve oldukça namı yüksektir.


Harbiye Şelalesi

Apollon ve Dafne efsanesine ev sahipliği yapan ve ‘Dafne’nin gözyaşları’ olarak değerlendirilen Hatay ’ın Defne ilçesindeki 3000 yıllık Harbiye Şelaleleri’ne kuruma nedeniyle can suyu verildi. Fotoğraf karelerine de yansıyan ve geçtiğimiz yıla kadar yoğun şekilde akan şelalelerdeki kuruma nedeniyle bugünlerde şelaleler can suyu ile akıyor. Binlerce yıllık ağaçların bulunduğu bölge aynı zamanda kanyon görüntüsüyle bölgenin önemli doğal güzellikleri arasında yer alıyor. Doğada Yürüyüş Yapmak için 11 Önemli Sebep

Harbiye Şelalesi
Harbiye Şelalesi


Samandağı Musa Ağacı

Hz. Hızır ile Hz. Musa’nın Samandağ’daki buluşmasından sonra, birlikte Hıdırbey Köyü’nün yanındaki Musa Dağı’na çıkmak üzere yola çıkarlar. Hıdırbey Köyü’ndeki Musa ağacının bulunduğu yere geldiğinde çok susar. Bastonunu bu ağacın bulunduğu yere bıraktıktan sonra, hemen yanındaki dereye su içmeye gider. Su içtikten sonra yollarına devam ederler. Asasını suyun kenarında unuttuğunu anlayan Hz. Musa, döndüğünde ise asasının yeşerdiğini ve bir fidan haline geldiğini görür. O günden bugüne, o ağaç Musa ağacı olarak bilinir.

800-1000 yaşlarında olduğu tahmin edilen ve halk arasında  2000-3000 yaşlarında olduğuna inanılır. Köyün merkezinde bulunan ağacın gövde çapı 7.50 m’dir. Dıştan çevresi yaklaşık 20m’dir. İki oyukla ağacın gövdesine girilmektedir.

Devasa bir çınar ağacı olan Musa ağacının gölgesinde  bir yorgunluk kahvesi içebilirsiniz.

Samandağı Musa Ağacı
Samandağı Musa Ağacı

NOT : Hayat çeşmesinden su içmeyi unutmayınız…


Samandağı 
Vakıflı Köyü( Ermeni Kilisesi ) 

Türkiye’nin Tek Ermeni Köyü olma özelliğini sürdüren bu şirin köy; Musa Dağı eteklerindeki Hıdırbey Vadisi’nin doğal devamı niteliğinde, Akdeniz’i tepeden seyreder. Köy kilisesi Surp Asdvadzadzin’in (Aziz Meryem Ana) 1997 yılında geniş kapsamlı restorasyonla bugünkü halini aldı. Her yıl kutladığımız Kutsal Doğum (Noel / Surp Dzununt), Kutsal Diriliş(Paskalya / Surp Zadig) ve Meryem Ana’nın Göğe Yükseliş Yortusu (Surp Asdvadzadzin) dini törenleri, gelenekleri devam ettiriyor.

Ermeni Kilisesi
Ermeni Kilisesi


Döver Köyü

Baybars’ın komutanlarından olan Şeyh Dahir Döver köyünde yaşamış, salih bir kişidir. Tahir sağlığında bir çok kerametler göstermiş, adeta köyün koruyucusudur. Köye girerken sizi ulu çınar altında bekleyen Şeyh Tahir karşılar. (Bu ulu çınar Tahir’in su kenarına sapladığı bastonunun yeşerip ulu bir çınar olduğuna inanılır.) Kötü niyetli olanlara korku salıp köye girmelerine engel olur. İyi niyetli olanları ise güleryüzlü karşılayıp izzet-i ikramda bulunur.  Tahir  Köyü her defasında hırsızlardan, soygunculardan ve kötü niyetli olanlardan korumuştur. Kötü niyetli kişilerin karşısına dikilir, elinde bir kılıç, başında yeşil bir bere olduğu halde onları döve döve köyün dışına sürermiş. Bu söylenceye göre köyün adına DÖVER denmiş.


Titus Tüneli ve Beşikli Mağara

Hatay ‘ın  Samandağ İlçesi Çevlik civarında bulunan tünel İ.Ö. 1. yüzyılda yapılmıştır. Dağlardan inen yaşamı tehdit eden sel ve taşkınlardan korunmak amacıyla Roma imparatoru Vespasian şehrin etrafını dolanacak, böylece akıntıların yönünü değiştirecek bir tünelin yapımını emretti. İnşaat İ.S. 69 da başladı, İ.S.81 yılında Halefi ve oğlu Titus tarafından bitirildi. Tünel inşasında Roma lejyonları ve köleler çalışmıştır. Tümüyle dağ içine oyulan tünel 1380 metre uzunluğunda, 7 metre yüksekliğinde ve 6 metre genişliğindedir. Tünelin deniz tarafındaki girişine göre sağ tarafta 100 metre kadar uzaklıkta bulunan Beşikli Mağara, kaya mezarlarının en geniş ve en ünlülerinden olup içerisinde bölümler halinde on iki mezar vardır. Mezarlar birbirlerinden duvarlar ile ayrılmıştır. Bu taş mezarlar, taş sütunlar ve kemerlerin birbirine bağladığı bölümler halinde olup, yukarıdan aşağıya yine taş merdivenlerle inilmektedir. Kayaların oyulması ile meydana getirilen, yer yer kapıların açıldığı bölümlerdeki sütunlar, sütun başlıkları, kademeler ve üst örtüyü kısmen süsleyen motifler orijinallerine uygun biçimde yapılmıştır.

Samandağ ilçesine 5 km uzaklıkta olan Titus Tüneli’ne Samandağ’dan hareket eden servislerle gidilebilir. Özel araçla gidenler yön tabelalarını takip ederek ulaşabilirler. Aynı zamanda önemli bir antik liman kenti olan Seleucia Pieria da görülebilir.

Seleucia Pieria
Seleucia Pieria

 

Seleucia Pieria
Seleucia Pieria

 

Seleucia Pieria
Seleucia Pieria

 

Hatay
Kahvaltısı ile meşhur bir köy’dür.


Karlısu (Karaaksı) Köyü

Karaaksı
Karaaksı

Hatay ilçesinin kahvaltısı ile meşhur köyü olan Karaaksı müthiş manzarası ve doğası ile gelenlere büyük bir haz veriyor.


Yayladağı Karamağra

Geçmişte kaçakçıların ve korsanların Akdeniz’de saklanmak için kullandığı koy ve mağaranın, korsanlar için önemli bir barınak olduğu biliniyor. Günümüzde ise çobanlar ve balıkçılar açısından barınma alanı olan mağara, içerisinde ateş yakıldığı ve çıkan isin tavanı siyaha bürümesi nedeniyle Karamağara olarak anılıyor. Dağdan gelen suyun medcezir etkisiyle denizle buluşması sonucu oluşan tatlı suyun cilt, eklem, idrar yolları hastalıklarına iyi geldiğine inanılıyor. Bu sebeple şifa arayanların da uğrak yeri oluyor. Bu sudan yararlanmak isteyenler Karamağara’ya giderek 2-3 gün sabahları aç karnına içiyor.

Genelde tekne turları ile ulaşım sağlıyor insanlar yolu virajlı olduğu için.

Hatay
Deniz’e Giden Yol  (balata kokusu ile iyi yolculuklar)

 

yayladağı
yayladağı

NOT: Yayladağı’na gitmişken meşhur Yayladağı lokumundan tatmayı unutmayın. Katkısız olması, ağıza yapışmaması ve de çok lezzetli bir lokum olmasıyla önem arz ediyor.

 

Yayladağı Tarihine Göz Atalım

İlçenin tarihi milattan önceki yüzyıllara kadar uzanmaktadır. Bölgenin batısında bulunan ve yörenin en yüksek yeri olan Keldağ üzerinde mahalli ismi Harabe Kilise olarak bilinen ve tarihi kayıtlara göre ismi Barlahan olan kilisede yapılan kazılarda üç devre ait paralar bulunmuştur. Bu paraların İyonyalılar’a, Romalılar’a ve Abbasiler’e ait olduğu tespit edilmiştir.

Yine aynı bölgede Montblace isminde bir şehrin bulunduğu ve dünyanın üçüncü büyük şehri olduğu, bütün kervan yollarının buradan geçtiği, dünyada ilk olarak şarapçılık ve ipekçilik monopolünün burada kurulduğu, 60 odalı hastanenin yapıldığı tespit edilmiştir. Şehrin üzerinde kurulduğu Keldağ’ın volkanik bir dağ olması dolayısıyla meydana gelen püskürme neticesinde şehrin tamamen yok olduğu belirtilmektedir. Yine Keldağ üzerinde bulunan bu kilisenin 1700 yıllık olduğu, Senpiyer kilisesinden sonra yapıldığı araştırma neticesinde ortaya çıkmıştır.

Ayrıca Denizgören köyünün Bayındır adı verilen mevkiinde Hocalar Kilisesi’nden önce yapıldığı, şu savla ileri sürülmektedir. Hristiyanlık dininin ilk ortaya çıktığı dönemde bu dine mensup olan çeşitli baskılarla karşılaşmakta ve bu kişiler genellikle gözden uzakta, saklanması ve kaçması kolay olan yerlerde yetiştirilmektedir. Bu sebeple Hristiyanlık dinin içerisindeki resimler özelliğini günümüze kadar korumuştur.

İlçe daha sonra Osmanlılar’ın idaresine geçmiş I. Dünya Savaşı sonuna kadar bu yönetime bağlı olarak kalmıştır. Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde Trablusgarp ilçesinden Şam’a bağlı Ordu köyü olarak bahsetmektedir.

I. Dünya Savaşı’nın sonunda ilçe Fransız işgaline uğramış ve 18 yıl Fransız yönetiminde kalmıştır. Hatay ’ın müstakil devlet olması üzerine bir yıl Hatay devletinin bir ilçesi olmuş ve Hatay ’ın anavatana ilhakı ile 1939 yılında Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne katılmıştır.

İlçenin ismi Karadeniz bölgesindeki “Ordu” ile karıştırılmaması için ilçenin doğusunda bulunan Yayladağı adından esinlenerek Yayladağı olarak değiştirilmiştir.

Belen İlçesi

Dünya tarihinde ilk defa Osmanlı İmparatorluğu döneminde iskana açılmıştır. Sultan Selim Han 1516 yılında Mercidabık Zaferi ve Kilis Ovası’nda Mısır memluklarının bozgunu öncesinde ilk defa Belen Geçidi’ni bir kurmay gözüyle inceledi. Anadolu’nun Kuzey Suriye’ye açılan en uygun geçit olduğunu tesbit etti. Amanoslar’ın ikibin metre yüksekliğinde 150 kilometre boyunca bir duvar gibi devam eden sarp coğrafyasının, yalnız Belen geçidinde 600-700 metreye kadar alçaldığı geçitin, aynı zamanda askeri açıdan, ülke güvenliği açısından stratejik önemi vardır. Padişah bölgeye en kısa zamanda bir derbend oluşturulması talimatını verdi. Ancak, ömrü vefa etmedi.

Kanuni Sultan Süleyman, babasının projesini hayata geçirdi. 1535 yılında Bağdat seferinden dönen padişah İstanbul’a doğru giderken Belen Boğazı’ndan geçmiş, buranın askeri önemini bir kere daha müşahede edip, geçide bir derbend kurulmasını emretmiş. Aynı yıl derbend teşkiline başlandı. Arazinin çok engebeli ve yokuş oluşu sebebiyle, Türkmen şivesince buraya Belen adı verilmiştir.

Çeşitli lezzetleri ile ayrı bir önem taşır.

yayladağı
yayladağı

 

Belen Soğukoluk Yaylası

Soğukoluk, 1920-1930’lu yıllarda Ortadoğu’nun en gözde yaylasıydı. Kötü olaylardan sonra tekrardan Güzelyayla adı ile kendini yeniledi, bir çok milletin yaşadığı bir yer.

Belen Soğukoluk Yaylası
Belen Soğukoluk Yaylası

 

Belen
Belen

Yaylası ve temiz havası ile meşhur olan Belen ayrıyeten bir çok güzelliği de beraberinde getiriyor.

Hatay’ın tek giriş ve çıkış noktasıdır. Eski ipek yolu ticaretinin önemli bir noktası olan belen, bunun yanı sıra lezzet durağı olarak da ayrı bir yeri vardır. Yolculuklarıma çıkarken mutlaka ama mutlaka sabah merkezdeki fırına uğrar sıcak sıcak yöresel hamur işi lezzetlerinden alır ve hemen yukarısında kıraathane de oturup mis gibi afiyetle yerim, kıraathane dediysem sıcak köy sütü dahi var. :))

Aktepeli İdris Usta
Aktepeli İdris Usta

Yol üzerindeki restoranlara mutlaka ama mutlaka uğrayın. Ama bana sorarsanız, gıcı yolunda lezzet lokantısı vardır. Belen tavanın en güzel yapıldığı yerdir. Hele de bir manzarası var Belen’den baktığınız zaman Antakya ve ilçeleri ayaklarınızın altında kalıyor. Amik Ovası’nın en güzel görüntüsü elde edebilirsiniz…

Amik Ovası
Amik Ovası


İskenderun İlçesi

İskenderun gerçek anlamıyla MÖ. 333 yılında, Asya seferine çıkmış olan Büyük İskender tarafından kurulmuştur. O zamanlar asıl adı “Alexandreia” idi Birçok açıdan zengin olan İskenderun gerek Limanı, gerekse sanayi anlamında oldukça gelişmiş bir yerleşke olma özelliği taşımaktadır. Ayrıca her ilçenin olduğu gibi İskenderun ilçesinin de kendine has lezzetleri var. Yol boyu olan güzel sahili ile küçük İstanbul’u anımsatmıyor da değil.

Kalenin Gece Görüntüsü
Kalenin Gece Görüntüsü


Dörtyol, Payas, Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi

Mimar Sinan’ın en güzel eserlerinden biri sayılan Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi. Üç padişaha sadrazamlık yapan Sırp asıllı Sokullu Mehmet Paşa adına 1571’de karısı tarafından yaptırılmıştır.

Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi
Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi

Sokullu Mehmet Pasa Külliyesi’nin yanında yer alan hamam tescillenmemis tarihi yapısı ile külliyeden bile daha eski olan bu tarihi hamam 1500 yıllara dayanıyormuş, külliye ise 1700 yıllara dayanıyor.

Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi
Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi

Yorum Gönder

Daha yeniDaha eski